
Binalyze – Kurumsal DFIR ve Dijital Adli Analiz Platformu
Binalyze Hakkında
Binalyze, kurumsal siber güvenlik operasyonlarında dijital adli analiz (Digital Forensics) ve olay müdahale (DFIR) süreçlerini hız, ölçek ve adli netlik odağında yeniden tanımlayan bir siber güvenlik platformudur. Geleneksel güvenlik araçlarının ürettiği alarmların ötesine geçerek, bir ihlalin nasıl gerçekleştiğini, nereden başladığını ve hangi sistemleri etkilediğini kanıta dayalı şekilde ortaya koymayı amaçlar.
Modern SOC ortamlarında en büyük zorluk, tehdit tespiti değil; tespit edilen olaylara hızlı, tutarlı ve hatasız yanıt verebilmektir. Binalyze, bu ihtiyaca cevap olarak geliştirilmiş platform yaklaşımıyla, binlerce uç noktadan toplanan adli verileri merkezi bir yapıda birleştirir ve soruşturma süreçlerini manuel adımlardan bağımsız hale getirir.
Platformun temel yaklaşımı, güvenliği yalnızca anlık telemetriye değil, tarihsel adli kanıtlara (forensic evidence) dayandırmaktır. Bu sayede EDR ve SIEM gibi çözümlerin kaçırabildiği veya alarm üretmediği senaryolarda dahi, saldırının kapsamı ve kök nedeni bütüncül bir bağlam (context) içinde analiz edilebilir.
Binalyze, “Assume Breach” (İhlal Varsayımı) prensibini merkeze alarak, kurumların yalnızca olay sonrası müdahalede değil, sürekli hazırlık (forensic readiness) ve siber dayanıklılık (cyber resilience) hedeflerine ulaşmasını destekler. Otomasyon, ölçeklenebilirlik ve adli bütünlük üzerine kurulu bu yaklaşım, dijital adli analiz süreçlerini reaktif bir zorunluluktan, stratejik bir güvenlik yetkinliğine dönüştürür.
Binalyze AIR Platform
Binalyze AIR
Binalyze AIR Nedir?
Binalyze AIR, kurumsal siber olaylarda dijital adli analiz (DFIR) süreçlerinin ilk ve en kritik aşaması olan kanıt edinimi ve olay bağlamının oluşturulması için tasarlanmış, otomatik ve ölçeklenebilir bir soruşturma katmanıdır. AIR’in temel amacı; EDR ve SIEM gibi tespit odaklı sistemlerin ürettiği alarmları, kanıta dayalı ve denetlenebilir bir soruşturma sürecine dönüştürmektir.
AIR, güvenliği yalnızca anlık telemetriye dayandırmaz. Bunun yerine, uç noktalardaki tarihsel adli artefaktları (disk, bellek, yapılandırma izleri, kullanıcı etkinlikleri) uzaktan ve paralel biçimde toplayarak, olayın nasıl başladığını, hangi yollarla ilerlediğini ve hangi sistemleri etkilediğini bütüncül bir bağlam içinde ortaya koyar. Bu yaklaşım, “alarm var ama hikâye yok” problemini ortadan kaldırmayı hedefler.
Platformun ayırt edici yönlerinden biri, hız ve ölçek gerektiren senaryolarda manuel adımları minimize etmesidir. AIR, ağ genelinde aynı anda çalışabilen mimarisi sayesinde yüzlerce hatta binlerce varlıktan eşzamanlı kanıt edinimi gerçekleştirecek şekilde konumlandırılmıştır. Bu, özellikle fidye yazılımı, lateral movement veya geniş çaplı ihlal şüphelerinde, saldırganın içeride geçirdiği sürenin (dwell time) uzamasını engellemeye yardımcı olur.
AIR’in bir diğer kritik boyutu adli bütünlük ve izlenebilirliktir. Toplanan kanıtlar; forensik hash, zaman damgası ve denetim izleriyle korunarak chain of custody disiplinine uygun şekilde yönetilir. Böylece soruşturma çıktıları yalnızca teknik ekipler için değil, denetim, iç kontrol ve olay sonrası raporlama süreçleri için de güvenilir bir temel oluşturur.
Binalyze AIR, kurumsal güvenlik mimarisi içinde EDR/SIEM/SOAR yatırımlarının yerine geçmek yerine, onların ürettiği sinyalleri adli netliğe dönüştüren bir katman olarak konumlanır. Bir alarm veya şüpheli durum tetiklendiğinde, AIR otomatik görevlerle kanıt edinimini başlatarak olayın teknik bağlamını hazırlar. Bu bağlam, sonraki aşamalarda otomatik analiz ve merkezi vaka yönetimi modülleriyle derinleştirilmek üzere platform içinde yapılandırılmış halde tutulur.
Son olarak, Binalyze AIR’in regülasyon değeri Türkiye özelinde kritik bir karşılık bulur. KVKK, ISO 27001 ve sektörel denetimlerde kurumların yalnızca “olayı tespit ettik” demesi yeterli değildir; ne oldu, ne zaman oldu, hangi sistemler etkilendi ve bunu hangi kanıtlarla doğruluyorsunuz? sorularına cevap verebilmesi beklenir. AIR’in kanıt temelli yaklaşımı, denetlenebilir kayıt üretimi ve izlenebilir soruşturma çıktıları, kurumların regülasyon ve olay bildirim süreçlerinde varsayım yerine kanıt ile ilerlemesini sağlar.

Binalyze DRONE

Binalyze DRONE Nedir?
Binalyze DRONE, AIR platformunun “automated compromise assessment” (otomatik uzlaşma değerlendirmesi) katmanıdır: Amaç, yüzlerce uç noktadan toplanan adli veriyi tek tek manuel ayıklamak yerine, delilleri otomatik analizlerden geçirerek anomali ve olay işaretlerini (events of interest) öne çıkarmaktır. DRONE’un çalışma mantığı; uç noktalardan gelen forensik kanıtı birden çok analyzer üzerinden geçirip, şüpheli bulguları işaretlemek ve analistin “nereden başlamalıyım?” sorusuna hızlı yanıt üretmektir.
DRONE’un en kritik katkısı “tespit” ile “kanıt” arasındaki boşluğu kapatmasıdır. EDR/SIEM alarm üretir; DRONE ise adli kanıt üzerinde önceliklendirilmiş bulgu (finding) üretir ve karar verme sürecini hızlandırır. Platform, bulguları high / medium / low / matched gibi seviyelerle etiketleyerek ekiplerin müdahale sırasını netleştirir; böylece hem yanlış pozitif doğrulama hem de gerçek vaka derinleştirme adımı daha kısa sürer.
Teknik tarafta DRONE; canlı varlık üzerinde YARA taraması yapabilen, ayrıca Sigma ve osquery ile de tarama/av (hunting) çalıştırabilen bir analiz yaklaşımı sunar. Bu sayede sadece dosya hash’i aramak değil; log aktivitesi, sistem davranışı ve SQL-benzeri sorgularla “iz” aramak mümkün hale gelir.
DRONE’un “kurumsal ölçekte fark yaratan” kısmı ise hız + sürdürülebilirliktir: Kapasite artışı sadece otomasyonla gelmez; otomasyonun güncel tehdit istihbaratıyla beslenmesi gerekir. DRONE’un yeteneklerinin DFIR Lab (tehdit avcıları / malware analistleri / araştırmacılar) tarafından sürekli güncellendiği vurgusu, bu modülü “bir kez kur, unut” değil; “yaşayan analiz katmanı” haline getirir.
Operasyonel akış açısından DRONE, Investigation Hub ve AIR’in triage yetenekleriyle birleştiğinde “topla → analiz et → önceliklendir → aksiyona çevir” zincirini kısaltır. Örneğin bir IR/MDR ekibi; önce DRONE ile hızlı uzlaşma değerlendirmesi yapıp şüpheli uç noktaları daraltır, sonra gerekirse hedefli toplama veya daha derin imaj/memory adımına geçer. Bu yaklaşımın pratik faydası; servis sağlayıcılarda analist başına daha fazla vaka yönetimi ve kurumlarda daha kısa “yanıt süresi” olarak geri döner.
Regülasyon perspektifinde DRONE’un değeri “hız” kadar “kanıt kalitesi” ve “denetlenebilirlik”tir. Türkiye’de KVKK, BDDK denetimleri ve ISO 27001 gibi çerçeveler; olay sonrası kanıt bütünlüğü, iz kayıtları ve süreç şeffaflığı beklentisini yükseltiyor. AIR tarafında hashing, RFC 3161 timestamping ve kullanıcı aktivitelerinin loglanması gibi zincirleme doğrulama unsurları; soruşturma çıktılarının iç denetim ve gerektiğinde hukuki süreçte daha savunulabilir olmasını destekler. DRONE da bu kanıt havuzu üzerinde otomatik bulgu üreterek, “alarm vardı” seviyesinden “kanıtla desteklenmiş açıklanabilir vaka” seviyesine geçişi hızlandırır.

Binalyze Investigation Hub

Binalyze Investigation Hub Nedir?
Binalyze Investigation Hub, AIR ile toplanan kanıtlar ve DRONE tarafından üretilen bulguların tek bir vaka bağlamında birleştirildiği, uçtan uca soruşturma yönetimi katmanıdır. Amacı; DFIR süreçlerinde verinin farklı ekranlar, araçlar ve ekipler arasında dağılmasını önleyerek, kanıt → bulgu → zaman çizelgesi → karar akışını tek bir çalışma alanında görünür ve izlenebilir kılmaktır. Investigation Hub, “daha fazla alarm” üretmez; mevcut kanıt ve analizleri vaka odaklı bir yapıda düzenler.
Hub’ın merkezinde vaka (case) modeli bulunur. Bir olay başlatıldığında; ilişkili uç noktalar, toplanan artefaktlar, otomatik bulgular ve insan tarafından eklenen notlar aynı vaka altında toplanır. Bu yaklaşım, DFIR ekiplerinin “hangi kanıt hangi olayla ilişkili?” sorusunu sürekli yeniden sormasını ortadan kaldırır ve soruşturmanın her adımını bağlamsal bütünlük içinde ilerletir.
Investigation Hub’ın ikinci kritik katkısı zaman çizelgesi (timeline) ve ilişkilendirme yetenekleridir. Farklı kaynaklardan gelen bulgular, zaman ekseninde hizalanarak olayın nasıl evrildiğini net biçimde gösterir. Bu sayede analistler tekil göstergelerle değil, nedensellik ilişkileri üzerinden karar verir; yanlış pozitifler daha hızlı elenir, gerçek vakalar ise erken aşamada derinleştirilir.
Üçüncü katman işbirliği ve karar kaydıdır. Investigation Hub, DFIR sürecinin yalnızca teknik bir faaliyet değil, aynı zamanda çok paydaşlı bir karar süreci olduğunu kabul eder. Analist notları, alınan aksiyonlar, gerekçeler ve sonuçlar vaka içinde kayıt altına alınır. Bu kayıtlar; vardiya değişimlerinde bilgi kaybını önler, dış ekiplerle (IR/MDR, danışmanlar) çalışmayı kolaylaştırır ve soruşturmanın neden belirli bir kararla sonuçlandığını sonradan açıklanabilir kılar.
Operasyonel açıdan Hub, AIR ve DRONE’un çıktılarının tüketildiği ve aksiyona dönüştürüldüğü noktadır. AIR kanıtı sağlar, DRONE önceliklendirir; Investigation Hub ise bu bilgileri tek ekranda karar desteğine dönüştürür. Böylece DFIR süreci; “topla–analiz et–dağıt” şeklinde parçalı değil, sürekli ve tutarlı bir iş akışı olarak yürütülür.
Son olarak Investigation Hub’ın regülasyon değeri, teknik verimlilikten bağımsız bir önem taşır. Türkiye’de KVKK, BDDK beklentileri ve ISO 27001 gibi çerçeveler; olay sonrası yalnızca teknik bulguları değil, süreç şeffaflığını, karar kayıtlarını ve denetlenebilirliği de talep eder. Investigation Hub’ın vaka bazlı kayıt yaklaşımı; kanıtların, analizlerin ve alınan aksiyonların tekil bir soruşturma dosyası altında izlenmesini sağlar. Bu yapı, kurumların denetimlerde “ne yaptık?” sorusuna varsayımla değil, belgelenmiş ve izlenebilir bir süreçle yanıt vermesine yardımcı olur.

Binalyze Tornado
Binalyze Tornado Nedir?
Binalyze Tornado, kurumsal DFIR ekosistemi içinde canlı sistemlerin bellek (RAM) odaklı adli analizini merkezileştiren ve standartlaştıran bir platform bileşenidir. Tornado’nun tasarım felsefesi, saldırganların diskte kalıcı iz bırakmadığı modern tehdit modellerinde dahi, gerçek davranışı yakalamak üzerine kuruludur. Fileless saldırılar, bellek içi enjeksiyonlar ve kısa ömürlü C2 mekanizmaları gibi teknikler, ancak canlı bellekten alınan adli kanıtlarla bütünlüklü şekilde anlaşılabilir. Tornado bu nedenle “olaydan sonra” değil, olay devam ederken devreye girer.
Modern saldırı zincirleri, EDR telemetrisiyle görünür olsa bile çoğu zaman bellek içindeki kritik aşamaları gizler. Tornado, çalışan süreçler, enjekte edilmiş modüller, şüpheli bellek bölgeleri ve geçici artefaktları adli bütünlükle yakalayarak, saldırının yalnızca varlığını değil nasıl işlediğini de ortaya koyar. Bu yaklaşım, “ne oldu?” sorusunu “saldırgan sistem içinde hangi adımları izledi?” sorusuna dönüştürür ve soruşturmayı teknik varsayımlardan kanıta taşır.
Canlı bellek toplama süreçlerinde hız kadar güvenilirlik de belirleyicidir. Tornado, bellek alma işlemlerini hash doğrulama, zincirleme kayıt ve delil bütünlüğü prensipleriyle yürütür. Bu sayede hızlı hareket edilmesi gereken kriz anlarında dahi, elde edilen veriler hem teknik hem de hukuki açıdan savunulabilir kalır. Sahada görev yapan bir SOC analisti için bu, sistemi kapatmadan, hizmet kesintisi yaratmadan ve delilin geçerliliğini riske atmadan hareket edebilmek anlamına gelir.
Tornado’nun değeri, tekil bir yetenekten ziyade platform entegrasyonu ile belirginleşir. Binalyze AIR tarafından tetiklenebilir, Investigation Hub içinde diğer disk, log ve bulut kaynaklı delillerle aynı vaka bağlamında ele alınır. Bellekten elde edilen bulgular izole kalmaz; saldırı zaman çizelgesi, lateral hareketler ve kalıcılık mekanizmalarıyla birlikte değerlendirilir. Bu bütünleşik yaklaşım, yanlış pozitifleri azaltır ve müdahale süresinin ölçülebilir biçimde kısalmasını sağlar.
2024 ve 2025 tehdit trendleri, saldırganların algılamadan kaçınmak için bellek içi teknikleri daha agresif kullandığını gösteriyor. Tornado, bu eğilimi bugünden adresleyen bir mimari sunar. APT vakaları, içeriden gelen tehditler ve yüksek etki potansiyeline sahip ihlallerde, disk üzerinde artık bulunmayan ancak saldırının çekirdeğini oluşturan veriler Tornado sayesinde kaybolmaz. Bu da kurumsal DFIR yetkinliğini reaktif olmaktan çıkarıp öngörülü bir seviyeye taşır.
Kurumsal ölçekte tutarlılık, bellek adli analizinde sıklıkla göz ardı edilen bir konudur. Manuel araçlar analist becerisine bağımlıdır ve sonuçlar kişiden kişiye değişebilir. Tornado ise aynı politika ve prosedürlerin tüm sistemlerde aynı şekilde uygulanmasını sağlar. Bu standartlaşma, büyük organizasyonlarda ve çoklu SOC yapılarında hem operasyonel kaliteyi hem de denetlenebilirliği yükseltir.
Regülasyonlar nedeniyle kurumlar için Tornado’nun önemi daha da artmaktadır. KVKK, NIST olay müdahale çerçeveleri ve uluslararası raporlama standartları, kurumların yalnızca olayı kapatmasını değil, kanıta dayalı ve izlenebilir bir soruşturma yürütmesini bekler. Bellek içi tehditlerin göz ardı edildiği bir analiz, teknik olarak eksik kabul edilebilir. Tornado, canlı sistemlerden elde edilen adli kanıtları hukuki ve denetimsel gereksinimlerle uyumlu hale getirerek, regülasyon riskini operasyonel bir kontrol alanına dönüştürür.
Binalyze Fleet
Binalyze Fleet Nedir?
Binalyze Fleet, Binalyze AIR ekosistemi içinde konumlanan ve binlerce uç noktada adli veri toplama, ön analiz ve durum değerlendirmesini merkezi ve yapay zekâ destekli biçimde yöneten kurumsal bir orkestrasyon katmanıdır. Fleet’in temel amacı; DFIR ve threat hunting süreçlerini tekil vaka yönetiminden çıkararak sürekli, ölçeklenebilir ve operasyonel bir kapasiteye dönüştürmektir.
Binalyze Fleet, dağıtık uç nokta ortamlarında AIR ajanlarının tek tek yönetilmesi ihtiyacını ortadan kaldırır. Tüm uç noktalar, tek bir kontrol düzlemi üzerinden izlenir, gruplandırılır ve yönetilir. Bu yaklaşım, özellikle büyük kurumlarda ve MSSP senaryolarında DFIR operasyonlarının operasyonel karmaşıklık oluşturmadan ölçeklenmesini sağlar.
Fleet, uç noktalardan gelen adli verileri yalnızca toplamakla kalmaz; bu verileri risk, anomali ve tehdit bağlamı açısından korele eder. Yapay zekâ destekli değerlendirme mekanizmaları sayesinde analistler, yüzlerce sistem arasından hangi uç noktaların gerçekten incelenmesi gerektiğini net biçimde görür. Bu, DFIR ekiplerinin zamanını veri ayıklamaya değil, kritik karar noktalarına odaklamasını sağlar.
Binalyze Fleet, olay anı ile sınırlı bir yapı değildir. Kurumlar, belirli periyotlarla veya tetikleyici koşullara bağlı olarak otomatik compromise assessment çalışmaları yürütebilir. Bu sayede alarm üretmeyen, sessiz ve kalıcı tehditler düzenli olarak ortaya çıkarılır. Fleet, DFIR’i reaktif bir refleks olmaktan çıkarıp proaktif bir güvenlik disiplini haline getirir.
Manuel DFIR süreçleri, farklı analistlerin farklı yöntemler uygulamasına neden olur. Fleet ise soruşturma akışlarını ve veri toplama politikalarını standartlaştırır. Aynı soruşturma mantığı, tüm uç noktalarda ve tüm vakalarda uygulanır. Bu tutarlılık, hem iç denetimler hem de dış denetimler açısından kritik bir avantaj sağlar.
Binalyze Fleet, SOC ekipleri ve hizmet sağlayıcılar için tasarlanmış bir yapı sunar. Çoklu müşteri veya çoklu organizasyon yapılarında; uç noktalar mantıksal olarak ayrıştırılabilir, farklı soruşturma politikaları uygulanabilir. Bu sayede SOC’ler ve MSSP’ler, aynı kaliteyi farklı yapılarda sürdürülebilir biçimde sunabilir.
Modern regülasyonlar ve denetim çerçeveleri, kurumların yalnızca olaylara müdahale etmesini değil; sürekli izleme, düzenli değerlendirme ve kanıta dayalı raporlama yapabilmesini bekler. Dağıtık ve manuel DFIR yaklaşımları bu beklentiyi karşılamakta yetersiz kalır. Binalyze Fleet, merkezi kontrol, standartlaştırılmış süreçler ve izlenebilir kayıt yapısı sayesinde; regülasyon uyumunu operasyonel bir yük olmaktan çıkarıp kurumsal siber dayanıklılığın ölçülebilir bir parçası haline getirir.
Sektörler
Binalyze, farklı sektörlerdeki kurumların olay müdahalesi, dijital adli analiz ve soruşturma yönetimi ihtiyaçlarını tek bir DFIR platform mimarisi altında karşılamak üzere konumlandırılmıştır. Platformun sektör bağımsız gücü; AIR ile derin kanıt toplama, DRONE ile otomatik analiz ve Investigation Hub ile vaka yönetimini birleştiren yaklaşımından gelir. Ancak bu ortak mimari, her sektörde farklı risk profilleri ve operasyonel önceliklere göre anlam kazanır.
Finans ve bankacılık sektöründe Binalyze, yüksek işlem hacmi ve regülasyon baskısı altında çalışan SOC ve IR ekiplerine hızlı kök neden analizi sağlar. Olası bir ihlalde, tekil alarm yorumları yerine çoklu uç noktadan eş zamanlı kanıt toplanması; fraud, yetkisiz erişim veya kalıcılık mekanizmalarının dakikalar içinde doğrulanmasına imkân tanır. Bu sayede hem operasyonel kesinti süresi hem de yanlış karar riski azaltılır.
Telekomünikasyon ve büyük ölçekli servis sağlayıcılarda öne çıkan ihtiyaç ölçeklenebilirlik ve görünürlüktür. Binlerce uç noktanın yer aldığı ortamlarda, manuel adli inceleme sürdürülemez hale gelir. Binalyze, merkezi ve otomatik yapısıyla geniş altyapılarda standartlaştırılmış soruşturma yürütülmesini sağlar; farklı ekipler ve vardiyalar arasında metodoloji farklarını ortadan kaldırır.
Enerji, üretim ve endüstriyel kuruluşlarda öncelik yalnızca veri ihlali değil, operasyonel sürekliliktir. Bu sektörlerde gerçekleşen bir siber olay, üretim duruşu veya hizmet kesintisiyle doğrudan iş kaybına dönüşebilir. Binalyze’ın hızlı kanıt toplama ve zaman çizelgesi oluşturma yaklaşımı, olayın yayılımını erken aşamada sınırlandırarak fiziksel ve dijital etkiyi birlikte değerlendirme imkânı sunar.
Kamu kurumları ve kritik altyapılar için Binalyze, teknik bir araçtan çok kurumsal soruşturma standardı olarak konumlanır. Farklı birimler, dış paydaşlar ve danışmanlarla yürütülen olay müdahalelerinde; kanıt bütünlüğü, süreç takibi ve karar kayıtları hayati önem taşır. Platformun vaka bazlı yapısı, soruşturmaların kişilere bağlı kalmadan kurumsal hafızaya dönüşmesini sağlar.
Danışmanlık, MSSP ve IR hizmet sağlayıcıları açısından Binalyze, tekrarlanabilir ve ölçeklenebilir DFIR hizmeti üretmenin temelini oluşturur. Aynı anda birden fazla müşteri vakasının yönetilmesi, standart raporlama ve tutarlı analiz çıktıları; platformun otomasyon ve merkezi yönetim yetenekleri sayesinde mümkün hale gelir. Bu durum, hizmet kalitesini artırırken operasyonel maliyetleri kontrol altında tutar.
Son olarak sektörlerden bağımsız olarak regülasyon boyutu, Binalyze’ın tercih edilmesinde belirleyici bir faktördür. Finans, telekom, kamu ve kritik altyapılarda geçerli olan KVKK, BDDK beklentileri, ISO 27001 ve benzeri çerçeveler; kurumların yalnızca olayı çözmesini değil, nasıl çözdüğünü kanıtlayabilmesini ister. Binalyze’ın kanıt bütünlüğünü koruyan, zaman damgalı ve izlenebilir soruşturma yaklaşımı; kurumların denetim ve uyum süreçlerinde varsayımlara değil, adli netliğe dayalı bir savunma oluşturmasını sağlar.
Regülasyonlar
Binalyze, regülasyonları yalnızca “uyulması gereken maddeler” olarak değil, olay anında kanıtlanabilirlik ve denetlenebilirlik gereksinimi olarak ele alan bir DFIR platform yaklaşımı sunar. Güncel regülasyonlar; bir siber olayın tespit edilmiş olmasını yeterli görmez, olayın nasıl yönetildiğini, hangi kanıtlara dayanılarak karar verildiğini ve bu kanıtların bütünlüğünün nasıl korunduğunu sorgular. Bu nedenle regülasyon başlığı, teknik bir eklenti değil, doğrudan operasyonel bir gerekliliktir.
KVKK ve GDPR gibi kişisel veri odaklı düzenlemeler, ihlal sonrası süreçlerde kurumlara kanıta dayalı açıklama yükümlülüğü getirir. “Bir ihlal yaşanmadı” ya da “risk yok” gibi beyana dayalı ifadeler yerine; hangi sistemlerin etkilendiği, hangi verilerin erişime açılmış olabileceği ve bu değerlendirmenin hangi teknik delillerle yapıldığı açıkça gösterilmelidir. Binalyze’ın disk tabanlı adli veri toplama yaklaşımı, bu tür değerlendirmelerin varsayımlara değil, tarihsel ve bütünlüklü kanıtlara dayanmasını sağlar.
Finans ve kritik altyapı regülasyonlarında (örneğin BDDK beklentileri, sektörel denetimler ve iç kontrol çerçeveleri) öne çıkan unsur, olay müdahale süreçlerinin standartlaştırılmış ve izlenebilir olmasıdır. Denetçiler; tekil uzmanlara bağlı, kişisel yöntemlerle yürütülen incelemeler yerine, kurumsal olarak tanımlanmış ve tekrar edilebilir soruşturma akışları görmek ister. Binalyze, vaka bazlı ve merkezi soruşturma yapısıyla bu beklentiyi teknik olarak karşılayan bir zemin oluşturur.
ISO 27001, NIST CSF ve benzeri çerçeveler ise olay sonrası aşamaya özellikle vurgu yapar: incident analysis, lessons learned ve continuous improvement. Bu çerçeveler kapsamında kurumların yalnızca olayı kapatması değil, kök neden analizi yapması ve bunu belgelendirmesi beklenir. Binalyze’ın zaman çizelgesi, kalıcılık analizi ve fark (baseline) yaklaşımı; bu gereksinimleri dokümante edilebilir çıktılara dönüştürür.
Bir diğer kritik regülasyon boyutu da kanıt bütünlüğü ve zinciri (chain of custody) konusudur. İç soruşturmalar, hukuki süreçler veya üçüncü taraf incelemelerinde; toplanan verinin ne zaman, nasıl ve kim tarafından elde edildiği net biçimde gösterilmelidir. Binalyze’ın adli bütünlüğü koruyan toplama ve analiz modeli, kanıtların sonradan tartışmaya açık hale gelmesini engeller ve denetim süreçlerinde teknik güvenilirlik sağlar.
Bulut, hibrit ve çoklu lokasyonlu yapılarda regülasyon baskısı daha da artmaktadır. Kurumlar artık yalnızca merkez sistemlerden değil, uzaktan çalışan uç noktalardan ve farklı coğrafyalardaki altyapılardan da sorumludur. Regülasyonlar bu karmaşık yapılarda merkezi görünürlük ve tutarlı denetim izi talep eder. Binalyze’ın uzaktan ve eş zamanlı adli analiz yeteneği, bu ihtiyacı operasyonel bir avantaja dönüştürür.
Sonuç olarak regülasyonlar nedeniyle kurumlar Binalyze’ı bir “opsiyonel güvenlik aracı” olarak değil, denetlenebilir siber dayanıklılığın temel bileşeni olarak konumlandırmak zorundadır. Çünkü modern regülasyonlar, “alarm üretiyor musunuz?” sorusundan çok daha fazlasını sorar: İhlali nasıl doğruladınız, hangi kanıtlarla karar verdiniz ve bunu yarın bir denetimde nasıl savunacaksınız? Binalyze, bu sorulara teknik ve adli netlikte yanıt verebilen nadir platformlardan biridir.
Kullanım Alanları
Binalyze, DFIR’i tekil olaylara müdahale eden reaktif bir faaliyet olmaktan çıkarıp, sürekli, ölçülebilir ve otomasyona dayalı bir operasyon modeline dönüştürmek için konumlandırılmıştır. Aşağıdaki kullanım alanları, platformun yalnızca “ne yapabildiğini” değil, kurumların gerçek hayatta hangi problemleri neden bu yaklaşımla çözmek zorunda kaldığını ortaya koyar.
SOC ekipleri için en temel kullanım alanı alarm triage ve soruşturma hızlandırmadır. EDR, SIEM veya XDR sistemlerinden gelen binlerce alarmın büyük bölümü bağlamdan yoksundur. Binalyze, alarm tetiklendiği anda ilgili uç noktalardan otomatik adli veri toplayarak, alarmın gerçek bir ihlal mi yoksa yanlış pozitif mi olduğunu dakikalar içinde kanıta dayalı biçimde ayırır. Bu yaklaşım, analistlerin sezgisel karar vermesini değil, kanıtla karar almasını sağlar.
Bir diğer kritik alan fidye yazılımı (ransomware) müdahalesidir. Ransomware senaryolarında zaman, doğrudan iş kaybı anlamına gelir. Binalyze, saldırının yalnızca şifreleme aşamasını değil; öncesindeki erişim, yayılım ve kalıcılık adımlarını geriye dönük olarak görünür kılar. Böylece kurumlar yalnızca etkilenen sistemleri izole etmekle kalmaz, saldırganın nasıl içeri girdiğini net biçimde ortaya koyarak tekrarını engeller.
Proaktif tehdit avcılığı (threat hunting), Binalyze’ın en ayırt edici kullanım alanlarından biridir. Alarm üretmeyen, uzun süre sistemlerde sessizce kalan webshell, backdoor veya living-off-the-land teknikleri; klasik güvenlik araçları tarafından sıklıkla gözden kaçar. Binalyze, “Assume Breach” yaklaşımıyla düzenli ve otomatik taramalar yaparak, tespit edilmemiş uzlaşmaları ortaya çıkarır ve dwell time’ı yapısal olarak düşürür.
Bunun doğal devamı olan otomatik compromise assessment, özellikle büyük ve dağıtık ortamlarda vazgeçilmez hale gelmiştir. Kurumlar artık “alarm yoksa sorun yok” varsayımıyla hareket edemez. Binalyze, uç noktaların adli durumunu referanslarla karşılaştırarak, zararlı olarak sınıflandırılmamış ancak orada olmaması gereken değişiklikleri ortaya çıkarır. Bu kullanım alanı, siber riskin ölçülmesini sezgiden çıkarıp teknik doğrulamaya taşır.
Binalyze aynı zamanda SOC operasyonlarının verimliliğini artırmak için kullanılır. Otomatik veri toplama, analiz ve önceliklendirme sayesinde L1/L2 seviyesindeki ekipler; manuel iş yüküne boğulmadan daha fazla vakayı aynı sürede ele alabilir. Bu durum, yalnızca hız kazanımı değil, operasyonel maliyetlerin ve insan hatasının azalması anlamına gelir.
Uyum ve denetim odaklı kullanım alanları da platformun önemli bir parçasıdır. Regülasyonlar; kurumların bir olayı “yönettiklerini” iddia etmelerini değil, bunu kanıtlamalarını ister. Binalyze, olaylara ilişkin teknik kanıtları, zaman çizelgelerini ve soruşturma çıktılarıyla birlikte saklayarak; denetim, iç kontrol ve üçüncü taraf incelemelerinde savunulabilir bir zemin oluşturur. Bu sayede DFIR süreçleri, denetim riskini azaltan bir avantaja dönüşür.
Sonuç olarak regülasyonlar nedeniyle kurumlar Binalyze’ı yalnızca bir teknik hızlandırıcı olarak değil, uyumlu olay müdahalesinin altyapısı olarak konumlandırmak zorundadır. DORA, sektörel siber dayanıklılık çerçeveleri ve veri koruma düzenlemeleri; olayın varlığından çok, nasıl analiz edildiğini ve nasıl belgelendiğini sorgular. Binalyze, bu gereksinimi operasyonel bir yük olmaktan çıkarıp, standart ve sürdürülebilir bir sürece dönüştürür.
Binalyze ve Geleneksel DFIR Yaklaşımları
Binalyze, dijital adli analiz ve olay müdahalesini (DFIR) tekil uzmanlara ve manuel süreçlere bağımlı bir faaliyet olmaktan çıkararak, otomasyon, ölçek ve kanıta dayalı karar ekseninde yeniden tanımlar. Bu farkı net biçimde görmek için, Binalyze yaklaşımını geleneksel DFIR yöntemleriyle aynı bağlamda değerlendirmek gerekir.
Geleneksel DFIR yaklaşımlarında süreç genellikle olay sonrası başlar. Şüpheli bir durum tespit edildiğinde ilgili sistemler izole edilir, disk imajları alınır ve inceleme çoğu zaman haftalar süren manuel analizlerle ilerler. Bu model, olayın kapsamını anlamak için derinlik sunsa da hız ve ölçek konusunda ciddi kısıtlar yaratır. Binalyze ise DFIR’i olaydan sonra başlatılan bir faaliyet olarak değil, olay anında ve hatta öncesinde devreye giren sürekli bir yetenek olarak konumlandırır.
Bir diğer temel fark ölçeklenebilirliktir. Geleneksel yöntemler genellikle “tek cihaz – tek inceleme” mantığıyla ilerler. Yüzlerce ya da binlerce uç noktanın bulunduğu kurumsal ortamlarda bu yaklaşım pratik değildir. Binalyze, eş zamanlı kanıt toplama ve merkezi analiz yaklaşımıyla, çok sayıda sistemin aynı zaman diliminde adli görünürlüğe kavuşmasını sağlar. Bu, DFIR’in bireysel bir uzmanlık alanı olmaktan çıkıp kurumsal bir kapasiteye dönüşmesi anlamına gelir.
Hız konusu iki yaklaşım arasındaki en belirgin ayrışma noktalarından biridir. Geleneksel DFIR’de analiz süresi uzadıkça saldırganın sistemde geçirdiği süre (dwell time) artar ve risk büyür. Binalyze, otomatik veri toplama ve ön analiz mekanizmaları sayesinde, alarmdan anlamlı bağlama geçişi dakikalar seviyesine indirir. Bu hız, yalnızca operasyonel bir kazanım değil; doğrudan risk azaltıcı bir güvenlik özelliğidir.
Yaklaşımlar arasındaki bir başka kritik fark insan bağımlılığıdır. Klasik DFIR süreçleri, yüksek uzmanlık gerektirir ve çıktılar büyük ölçüde analisti yürüten kişinin deneyimine bağlıdır. Bu durum hem ölçeklenebilirliği sınırlar hem de sonuçların tutarlılığını azaltır. Binalyze, otomasyon ve standartlaştırılmış soruşturma akışlarıyla, analiz kalitesini bireysel yetkinliklerden bağımsız hale getirir ve kurumsal tutarlılık sağlar.
Geleneksel DFIR genellikle reaktif bir model sunar: Bir şey olur, sonra incelenir. Binalyze yaklaşımı ise “Assume Breach” felsefesine dayanır ve proaktif uzlaşma değerlendirmesini mümkün kılar. Alarm üretmeyen ancak sistemde kalıcılık sağlamış tehditlerin düzenli ve otomatik biçimde ortaya çıkarılması, klasik yöntemlerle neredeyse imkânsızdır. Bu fark, DFIR’i yalnızca olay çözme aracı olmaktan çıkarıp, sürekli risk doğrulama mekanizmasına dönüştürür.
Denetim ve raporlama boyutunda da yaklaşımlar ciddi şekilde ayrışır. Geleneksel DFIR çıktıları çoğu zaman dağınık raporlar, kişisel notlar ve farklı araçlardan üretilmiş verilerden oluşur. Binalyze ise soruşturma sürecini baştan sona kayıt altına alan, izlenebilir ve tekrar edilebilir bir yapı sunar. Bu durum, DFIR çıktılarının yalnızca teknik ekipler için değil, yönetim ve denetim tarafı için de anlamlı hale gelmesini sağlar.
Son olarak regülasyonlar, bu iki yaklaşım arasındaki farkı stratejik hale getirir. Modern düzenlemeler; kurumların bir olayı “incelediklerini” söylemelerini değil, nasıl ve hangi kanıtlarla incelediklerini göstermelerini ister. Manuel ve kişiye bağlı DFIR süreçleri, bu beklentiyi sürdürülebilir biçimde karşılamakta zorlanır. Binalyze, standart, kanıta dayalı ve izlenebilir DFIR yaklaşımıyla; kurumların regülasyonlara uyumu bir yük olmaktan çıkarıp, kurumsal dayanıklılığın parçası haline getirir.
Binalyze Mimari ve Platform Yaklaşımı
Binalyze, dijital adli analiz ve olay müdahalesini tekil araçlar üzerinden yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkararak, platform-temelli, ölçeklenebilir ve kanıta dayalı bir mimari olarak tasarlar. Bu yaklaşımın merkezinde; AIR, DRONE ve Investigation Hub bileşenlerinin birbirinden bağımsız değil, aynı soruşturma yaşam döngüsünün parçaları olarak çalışması yer alır. Mimari, yalnızca teknik işlevleri değil, kurumsal soruşturma disiplinini de standardize etmeyi hedefler.
Platform mimarisinin temel yapı taşı ajan tabanlı ve merkezi yönetimli tasarımdır. Uç noktalara dağıtılan responder bileşeni, olay anında ya da planlı görevler kapsamında adli veri toplarken; tüm süreç merkezi platform üzerinden orkestre edilir. Bu yapı, ağ topolojisinden ve lokasyondan bağımsız olarak, dağıtık ortamlarda tutarlı ve öngörülebilir performans sağlar. Mimari tercih, DFIR süreçlerinin manuel erişime veya yerel fiziksel müdahaleye bağlı kalmasını ortadan kaldırır.
Binalyze mimarisinde görev akışı ve iş yönetimi (task flow & management) kritik bir rol oynar. Kanıt toplama, analiz ve sonuç üretimi; tek seferlik işlemler yerine, tanımlı ve izlenebilir görevler olarak ele alınır. Bu sayede soruşturma süreçleri kişisel alışkanlıklara göre değil, platform tarafından tanımlanmış adımlarla yürütülür. Mimari düzeydeki bu yaklaşım, DFIR’i “nasıl yapıldığı kişiye göre değişen” bir faaliyet olmaktan çıkarır.
Platformun bir diğer ayırt edici yönü performans ve ölçek odaklı tasarımıdır. Responder mimarisi, aynı anda çok sayıda uç noktadan veri toplayacak şekilde kurgulanmıştır. Geleneksel mimarilerde performans darboğazı yaratan sıralı işlemler yerine, Binalyze mimarisi eş zamanlılık prensibiyle çalışır. Bu durum, mimarinin yalnızca teknik olarak güçlü değil, operasyonel olarak da sürdürülebilir olmasını sağlar.
Bulut ve hibrit ortamlar için tasarlanan mimari, modern altyapı gerçeklerini doğrudan dikkate alır. Binalyze, yalnızca klasik on-prem uç noktaları değil; AWS, Azure ve GCP gibi bulut ortamlarını da DFIR kapsamına alacak şekilde konumlanır. Bu yaklaşım, kurumların farklı altyapılarda yürüttüğü operasyonları tek bir soruşturma modeli altında birleştirir ve mimari parçalanmayı engeller.
Terminoloji ve kavramsal bütünlük de platform mimarisinin önemli bir parçasıdır. Binalyze, DFIR süreçlerinde kullanılan kavramları (olay, görev, kanıt, analiz, vaka) mimari seviyede tanımlayarak, teknik ekipler arasında ortak bir dil oluşturur. Bu, özellikle büyük ekiplerde ve üçüncü taraflarla yürütülen soruşturmalarda, yanlış yorum ve metodoloji farklarının önüne geçer.
Son olarak regülasyonlar, bu mimari yaklaşımı stratejik bir gereklilik haline getirir. Denetleyici kurumlar ve standartlar; yalnızca sonuçları değil, sonuçlara nasıl ulaşıldığını sorgular. Dağınık, manuel ve kişiye bağlı mimariler bu beklentiyi karşılamakta zorlanır. Binalyze’ın merkezi, izlenebilir ve standartlaştırılmış platform mimarisi; kurumların DFIR süreçlerini regülasyonlara uyumlu, denetlenebilir ve savunulabilir hale getirmesini sağlar.
Binalyze ile Ölçülebilir Siber Dayanıklılık
Binalyze, siber dayanıklılığı soyut bir hedef olmaktan çıkarıp ölçülebilir, doğrulanabilir ve denetlenebilir bir operasyonel yetkinliğe dönüştürür. Geleneksel güvenlik yaklaşımlarında dayanıklılık; alarm sayıları, tespit oranları veya araç envanteriyle ifade edilir. Oysa modern tehdit ortamında asıl belirleyici olan, olay anında ve sonrasında ne kadar hızlı, ne kadar doğru ve ne kadar kanıta dayalı hareket edilebildiğidir.
Ölçülebilir dayanıklılığın ilk boyutu zamandır. Bir olayın tespit edilmesi kadar, olayın kapsamının ve kök nedeninin ne kadar sürede netleştirildiği kritik önem taşır. Binalyze, otomatik ve eş zamanlı adli veri toplama yaklaşımıyla, alarmdan anlamlı bağlama geçiş süresini dakikalara indirir. Bu süre kısaldıkça; saldırganın sistemde kalma süresi azalır, iş etkisi sınırlandırılır ve toparlanma daha öngörülebilir hale gelir.
İkinci boyut kapsam ve doğruluktur. Dayanıklılık, yalnızca “bir sistemi kurtarmak” değil; olayın çevresel etkilerini de doğru biçimde anlamayı gerektirir. Binalyze’ın disk tabanlı ve tarihsel görünürlük sunan yaklaşımı, olayın yalnızca görünen kısmını değil, öncesini ve sonrasını da kapsayan bir analiz üretir. Bu sayede dayanıklılık, varsayımlara değil kanıta dayalı karar setlerine dayanır.
Üçüncü boyut tekrar edilebilirliktir. Ölçülebilir bir yetkinlik, kişilere bağlı olmadan aynı sonucu üretebilmelidir. Binalyze, otomatik triage, standart görev akışları ve merkezi vaka yönetimiyle; farklı ekipler, vardiyalar ve lokasyonlar arasında tutarlı DFIR çıktıları sağlar. Bu tutarlılık, siber dayanıklılığın bireysel uzmanlıktan kurumsal bir kapasiteye evrilmesini mümkün kılar.
Bir diğer önemli unsur öğrenme ve iyileştirme döngüsüdür. Dayanıklılık, yalnızca bir olayı atlatmakla değil; o olaydan ne öğrenildiğiyle ölçülür. Binalyze, geçmiş soruşturmaların verilerini kurumsal hafızaya dönüştürerek, benzer tehditlerin gelecekte daha hızlı ve daha düşük maliyetle ele alınmasını sağlar. Bu yaklaşım, siber dayanıklılığı statik bir durum değil, sürekli gelişen bir süreç haline getirir.
Operasyonel maliyetler de ölçülebilir dayanıklılığın bir parçasıdır. Uzayan incelemeler, yoğun manuel iş yükü ve uzman bağımlılığı; hem bütçeyi hem de ekip sürdürülebilirliğini zorlar. Binalyze’ın otomasyon odaklı DFIR yaklaşımı, aynı güvenlik seviyesinin daha az insan gücüyle ve daha kısa sürede sağlanmasına imkân tanır. Bu durum, dayanıklılığın yalnızca teknik değil, ekonomik olarak da sürdürülebilir olmasını sağlar.
Son olarak regülasyonlar, siber dayanıklılığı ölçülebilir kılmayı zorunlu hale getirir. Modern düzenlemeler ve denetim çerçeveleri; kurumların “dayanıklıyız” demesini değil, bunu nasıl ölçtüklerini ve nasıl kanıtladıklarını sorgular. Binalyze, zaman, kapsam, doğruluk ve tekrar edilebilirlik gibi metrikleri kanıta dayalı DFIR çıktılarıyla destekleyerek; kurumların siber dayanıklılığını regülasyonlar karşısında savunulabilir hale getirir. Bu nedenle Binalyze, dayanıklılığı bir söylem değil, denetlenebilir bir gerçeklik olarak inşa etmek isteyen kurumlar için stratejik bir zorunluluktur.
Adli Kanıt Bütünlüğü ve Soruşturma Güvenilirliği
Binalyze, dijital adli analizde güvenilirliğin yalnızca “doğru sonuca ulaşmak” değil, o sonuca hangi kanıtlarla ve hangi yöntemle ulaşıldığını kanıtlayabilmek olduğunu temel ilke olarak ele alır. Kurumsal DFIR süreçlerinde güvenilirlik; hız, kapsam ve otomasyon kadar kanıt bütünlüğünün korunmasına da bağlıdır. Bu nedenle adli analiz, teknik bir faaliyet olmanın ötesinde metodolojik bir disiplindir.
Adli kanıt bütünlüğünün ilk koşulu verinin bozulmadan ve izlenebilir şekilde toplanmasıdır. Geleneksel yaklaşımlarda manuel erişimler, farklı araçlarla alınan çıktılar ve kişisel notlar; kanıt zincirini zayıflatır. Binalyze, kanıt toplama sürecini merkezi ve standartlaştırılmış görevler üzerinden yürüterek, verinin ne zaman, nasıl ve hangi kapsamda elde edildiğini soruşturmanın başından itibaren kayıt altına alır. Bu yaklaşım, kanıtın sonradan tartışmaya açılmasını engeller.
Bir kanıtın değeri, yalnızca içeriğiyle değil, zaman bağlamıyla anlam kazanır. Olayın öncesi, sırası ve sonrasına ait verilerin bütüncül şekilde ele alınması gerekir. Binalyze’ın tarihsel ve disk tabanlı görünürlük sunan yaklaşımı, yalnızca anlık durumu değil, olayın gelişim sürecini de kapsayan bir adli bağlam üretir. Bu, soruşturma çıktılarının tutarlılığını ve güvenilirliğini artırır.
Soruşturma güvenilirliğinin bir diğer boyutu tekrar edilebilirliktir. Aynı olay, farklı analistler tarafından incelendiğinde benzer sonuçlar üretilmiyorsa, süreç güvenilir değildir. Klasik DFIR yöntemlerinde bu risk yüksektir çünkü analiz büyük ölçüde kişinin deneyimine bağlıdır. Binalyze, otomatik triage, standart analiz akışları ve merkezi vaka yönetimiyle; kişisel yorum farklarını minimize ederek kurumsal tutarlılık sağlar.
Kanıt zinciri (chain of custody), özellikle hukuki ve denetim odaklı süreçlerde belirleyici bir faktördür. İç soruşturmalar, disiplin süreçleri veya üçüncü taraf incelemelerinde; kanıtın bütünlüğü sorgulanır. Binalyze’ın soruşturma boyunca ürettiği kayıtlar, kanıtın kim tarafından, hangi aşamada ve hangi amaçla kullanıldığını net biçimde gösterir. Bu şeffaflık, soruşturma sonuçlarının savunulabilirliğini artırır.
Güvenilirlik aynı zamanda çıktıların anlaşılabilirliği ile de ilgilidir. Teknik olarak doğru ancak bağlamdan kopuk raporlar, karar vericiler için yeterli değildir. Binalyze, adli analiz sonuçlarını vaka bağlamı içinde sunarak; teknik ekipler, yönetim ve denetim tarafı arasında ortak bir anlayış oluşturur. Bu sayede güvenilirlik, yalnızca teknik doğruluk değil, kurumsal karar desteği anlamına da gelir.
Son olarak regülasyonlar, adli kanıt bütünlüğünü ve soruşturma güvenilirliğini zorunlu kılar. Modern düzenlemeler; kurumların bir olayı “incelediklerini” değil, nasıl ve hangi kanıtlarla incelediklerini sorgular. Dağınık, manuel ve kişiye bağlı DFIR süreçleri bu beklentiyi karşılamakta zorlanır. Binalyze, kanıt bütünlüğünü mimari seviyede ele alan yaklaşımıyla; kurumların soruşturmalarını regülasyonlara uyumlu, denetlenebilir ve savunulabilir hale getirir. Bu nedenle Binalyze, adli güvenilirliği bir varsayım değil, kanıtlanabilir bir standart olarak tesis etmek isteyen kurumlar için kritik bir bileşendir.
Binalyze ve Kurumsal SOC Olgunluğu
Binalyze, kurumsal SOC’lerin (Security Operations Center) olgunluğunu yalnızca kaç alarm yakalandığıyla değil, bu alarmların ne kadar hızlı, ne kadar doğru ve ne kadar tutarlı biçimde sonuca bağlandığıyla tanımlar. Günümüzde birçok SOC teknik olarak güçlü araçlara sahip olsa da, operasyonel olgunluk; süreç, otomasyon ve adli doğruluk eksikliği nedeniyle sınırlı kalır. Binalyze, SOC’lerin bu yapısal sınırlarını aşmasını sağlayan bir DFIR platform yaklaşımı sunar.
Düşük olgunluk seviyesindeki SOC’lerde süreçler genellikle alarm odaklı ve reaktif ilerler. EDR veya SIEM tarafından üretilen uyarılar manuel olarak incelenir, bağlam eksikliği nedeniyle yanlış pozitifler artar ve analistler zamanlarının büyük bölümünü eleme işlemlerine harcar. Binalyze, alarm tetiklendiği anda otomatik adli veri toplayarak; SOC’nin sezgisel kararlar yerine kanıta dayalı triage yapmasını mümkün kılar. Bu, olgunluğun ilk ve en kritik adımıdır.
Orta olgunluk seviyesindeki SOC’lerde problem genellikle ölçek ve tutarlılıktır. Farklı vardiyalar, ekipler veya lokasyonlar aynı olayı farklı yöntemlerle ele alabilir. Bu durum hem sonuçların tutarlılığını bozar hem de operasyonel verimliliği düşürür. Binalyze, standart görev akışları ve merkezi vaka yönetimiyle; SOC operasyonlarını kişilere bağlı olmaktan çıkararak kurumsal bir metodolojiye dönüştürür.
Yüksek olgunluk seviyesindeki SOC’ler için belirleyici unsur proaktifliktir. Alarm üretmeyen ancak sistemde kalıcılık sağlamış tehditler, klasik SOC modellerinde çoğu zaman görünmez kalır. Binalyze’ın “Assume Breach” yaklaşımıyla desteklenen otomatik compromise assessment ve threat hunting yetenekleri; SOC’lerin yalnızca olaylara yanıt vermesini değil, sessiz tehditleri sistematik biçimde ortaya çıkarmasını sağlar. Bu, olgunluğun ileri aşamasıdır.
Kurumsal SOC olgunluğu yalnızca teknik ekiplerle sınırlı değildir; yönetim ve karar mekanizmalarıyla da doğrudan ilişkilidir. Binalyze, adli analiz çıktılarının vaka bağlamı içinde sunulmasını sağlayarak; teknik bulguların yönetim seviyesinde anlaşılabilir ve karar destekleyici hale gelmesini mümkün kılar. Bu durum, SOC’nin kurum içindeki konumunu “alarm izleyen birim” olmaktan çıkarıp stratejik risk yönetimi fonksiyonuna dönüştürür.
Olgun SOC’ler için bir diğer kritik kriter sürdürülebilirliktir. Artan alarm hacmi ve uzman açığı, birçok SOC’yi operasyonel tükenmişliğe sürükler. Binalyze’ın otomasyon ve standartlaştırma yaklaşımı; aynı işin daha az insan gücüyle, daha kısa sürede ve daha düşük hata payıyla yapılmasını sağlar. Bu da SOC olgunluğunu yalnızca teknik olarak değil, organizasyonel olarak da sürdürülebilir kılar.
Son olarak regülasyonlar, SOC olgunluğunu ölçülebilir ve denetlenebilir hale getirmeyi zorunlu kılar. Denetleyici kurumlar; SOC’nin “olaylara baktığını” değil, nasıl baktığını, hangi kanıtlarla karar verdiğini ve bu süreci nasıl standartlaştırdığını sorgular. Binalyze, SOC operasyonlarını kanıta dayalı, izlenebilir ve tekrar edilebilir bir yapıya kavuşturarak; kurumların regülasyon beklentilerini karşılamasını sağlar. Bu nedenle Binalyze, SOC olgunluğunu rastlantısal değil, bilinçli ve denetlenebilir bir seviyeye taşımak isteyen kurumlar için kritik bir bileşendir.
Örnek Vaka Analizleri
Binalyze platformunun gerçek dünyadaki değeri, teorik yeteneklerinden çok sahadaki olay müdahale performansıyla ölçülür. Aşağıdaki örnek vaka analizleri; fidye yazılımı, geniş ölçekli olay müdahalesi ve regülasyon baskısı altındaki çoklu ülke operasyonlarında, otomasyon destekli adli bilişimin nasıl fark yarattığını göstermektedir. Bu vakalar, yalnızca “olayın çözüldüğünü” değil; ne kadar sürede, hangi insan kaynağıyla ve hangi kanıt bütünlüğüyle çözüldüğünü ortaya koyar. Bu nedenle bölüm, üç ana senaryo etrafında yapılandırılmıştır.
İlk senaryoda, Asya merkezli bir olay müdahale sağlayıcısının artan fidye yazılımı vakaları karşısında yaşadığı ölçeklenebilirlik problemi ele alınmaktadır. Geleneksel yaklaşımda her bir uç nokta için saatler süren manuel kanıt toplama ve analiz süreçleri, aynı anda yalnızca sınırlı sayıda vakaya müdahale edilebilmesine neden olmuştur. Otomasyon destekli adli kanıt toplama ve merkezi analiz yaklaşımı sayesinde, makine başına inceleme süresi saatlerden dakikalara düşürülmüş, aynı ekip ile çok daha fazla vakanın paralel olarak ele alınması mümkün hale gelmiştir. Bu değişim, “daha fazla analist” yerine “daha doğru teknoloji” ile kapasite artışının somut bir örneğidir.
İkinci senaryo, çok uluslu operasyon yürüten ve farklı ülkelerde farklı veri yerleşimi (data residency) gereksinimleri bulunan bir kurumun olay müdahale sürecine odaklanmaktadır. Bu ortamda temel zorluk yalnızca saldırıyı analiz etmek değil; kanıtların hangi ülkede, hangi sınırlar içinde işlendiğini ve saklandığını ispatlayabilmektir. Dağıtık mimariye sahip otomatik adli inceleme yaklaşımı sayesinde, kanıtlar yerinde toplanmış, merkezi soruşturma görünürlüğü sağlanmış ve regülasyonlara aykırı veri transferi riski ortadan kaldırılmıştır. Böylece olay müdahalesi, yalnızca teknik değil aynı zamanda hukuki olarak da savunulabilir hale gelmiştir.
Üçüncü senaryo ise iç kaynaklı tehditler ve sessiz kalıcılık (persistence) mekanizmalarının tespitine odaklanır. Bu vakada, klasik EDR ve SIEM altyapılarında herhangi bir alarm üretilmemesine rağmen, referans sistem durumları ile yapılan adli fark analizleri sonucunda yetkisiz değişiklikler ortaya çıkarılmıştır. Bu yaklaşım, “alarm yoksa sorun yoktur” varsayımının kurumsal ortamlarda ne kadar riskli olduğunu göstermektedir. Otomatik ve periyodik adli değerlendirme, kurumun güvenlik duruşunu reaktif olmaktan çıkarıp kanıta dayalı sürekli doğrulama modeline taşımıştır.
Bu vaka analizlerinin ortak noktası, olay müdahalesinin yalnızca teknik bir refleks değil; ölçülebilir, denetlenebilir ve raporlanabilir bir kurumsal yetkinlik haline gelmesidir. Özellikle KVKK, sektörel düzenlemeler ve uluslararası regülasyonlar çerçevesinde kurumların yalnızca saldırıyı durdurması değil, süreci kanıtlarıyla birlikte açıklayabilmesi beklenmektedir. Bu nedenle otomasyon destekli DFIR platformları, regülasyon uyumu açısından artık “tercih edilen” değil, zorunlu hale gelen bir kurumsal kapasite olarak konumlanmaktadır.